DOLAR 45,5613 0.07%
EURO 52,9354 -0.2%
ALTIN 6.574,48-1,05
BITCOIN 3514125-1,02%
İstanbul
17°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

editor

editor

18 Mayıs 2026 Pazartesi

Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi’nde Kitap Dolu Bir Gün

Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi’nde Kitap Dolu Bir Gün
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Emine Kazan, Türklerin İletişim Mirasını Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi’nde Anlattı

Araştırmacı-yazar Emine Kazan, 16 Mayıs 2026 tarihinde Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesinde, düzenlenen anlamlı bir etkinlikte okurlarıyla bir araya geldi. Kazan, büyük ilgi gören “Eski Türkler ve Osmanlıda Halkla İlişkiler” kitabı üzerine kapsamlı bir söyleşi ve imza günü gerçekleştirdi.

Etkinlik, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı Zehra Bilge Eray’ın, Kıbrıslı yazarların kitaplarının okuyucuları ile buluşturulmasının hedeflendiği proje kapsamında gerçekleştirildi.

Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen söyleşi, dernek üyeleri, akademisyenler ve tarih meraklılarının katılımıyla yapıldı.

Konuşmasında Emine Kazan, halkla ilişkiler disiplininin sanılanın aksine sadece modern bir olgu olmadığını, Eski Türk devlet geleneğinde, Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nin toplumsal yapısında köklü izleri bulunduğunu vurguladı.

“Köklerimizdeki İletişim Mirasını Anlamalı ve Devam Ettirmeliyiz”

Kazan, konuşmasında Eski Türklerdeki kurultay kültüründen Osmanlı’daki “İletişim yöntemleri, İletişim kazaları ve özellikle yöneten ve yönetilenler arası yüz yüze iletişim” gibi pek çok konuya değindi. Yazar, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır” sözünden yola çıkarak yazdığını belirtti. Kitabının “Ecdadımızın halkla kurduğu bağ, adaleti ve şeffaflığı merkeze alan bir iletişim anlayışına dayandığını” vurguladı. Kazan, bu kitapla, günümüz halkla ilişkiler profesyonellerine ve tarih meraklılarına bu zengin mirası hatırlatmayı amaçladığını vurguladı.

Soru-cevap şeklinde gerçekleşen söyleşide, katılımcıların merak ettiği soruları yanıtlayan Kazan, programın sonunda okurları için kitaplarını imzaladı.

Halkla ilişkiler ve iletişim tarihi alanında uzmanlaşan araştırmacı-yazar Emine Kazan, Türk dünyası ve Osmanlı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır. “Eski Türkler ve Osmanlıda Halkla İlişkiler” kitabıyla iletişim disiplininin tarihsel köklerine ışık tutan Kazan, Mesleki uzmanlığını tarihsel perspektifle harmanlayarak çalışmalarına devam etmektedir.

Devamını Oku

Toprağın Sessiz Gücü: Leonardit Türkiye Tarımının Yeni Umudu mu?

Toprağın Sessiz Gücü: Leonardit Türkiye Tarımının Yeni Umudu mu?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye tarımı son yılların en kırılgan dönemlerinden birinden geçiyor. Artan gübre maliyetleri, küresel enerji krizi, su stresi, kuraklık, iklim değişikliği ve giderek zayıflayan toprak yapısı milyonlarca üreticiyi doğrudan etkiliyor. Özellikle kimyasal gübre fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, üretim maliyetlerini tarihi seviyelere taşırken, çiftçiler daha sürdürülebilir ve yerli çözümlere yönelmeye başladı.

Tam da bu süreçte yeniden gündeme gelen başlıklardan biri ise leonardit oldu.

Milyonlarca yıl önce yer altında kalan organik materyallerin doğal dönüşümüyle oluşan bu doğal kaynak, içerdiği yüksek humik ve fulvik asit nedeniyle yalnızca tarım sektöründe değil; iklim değişikliği, karbon yönetimi, su verimliliği ve sürdürülebilir tarım tartışmalarında da dikkat çekiyor.

Türkiye’de bu alandaki dikkat çekici saha çalışmalarından bazılarını ise yaklaşık 12 yıldır leonardit ve toprak biyolojisi üzerine araştırmalar yapan Enver Abdullah Baltaş yürütüyor.

Toprağın Hafızasını Yeniden Canlandırmak Gerekiyor”

Doğa ve toprak çalışmalarıyla bilinen araştırmacı Enver Abdullah Baltaş, Türkiye’de birçok tarım toprağının kritik organik madde kaybı yaşadığına dikkat çekiyor.

Uzmanlara göre Türkiye’de bazı tarım alanlarında organik madde oranı yüzde 1’in altına kadar gerilemiş durumda. Bu tablo ise:

  • Toprağın su tutma kapasitesini düşürüyor,
  • Kuraklık stresini artırıyor,
  • Verim kayıplarına yol açıyor,
  • Bitkinin besin elementlerine erişimini zorlaştırıyor,
  • Kimyasal gübre bağımlılığını büyütüyor.

Baltaş’a göre çözüm, toprağın doğal biyolojik yapısını yeniden güçlendirmekten geçiyor. Araştırmacı, leonardit kaynaklı humik asitlerin toprağın biyolojik hafızasını yeniden aktive edebileceğini savunuyor.

Baltaş, “Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla kimyasal yük değil; toprağın hafızasını yeniden canlandırmak” değerlendirmesinde bulunuyor.

Afşin-Elbistan Leonarditi İçin Dikkat Çeken Analizler

Enver Abdullah Baltaş’ın özellikle dikkat çektiği bölgelerin başında Kahramanmaraş Afşin-Elbistan havzası geliyor. Baltaş’a göre bu bölgedeki rezervler yalnızca Türkiye için değil, dünya ölçeğinde stratejik kalite potansiyeli taşıyor.

Yapılan analiz raporlarında:

  • Toplam humik + fulvik asit oranının yüzde 64,38,
  • Organik madde oranının yüzde 70,67,
  • pH değerinin 6,08,
  • Kireç oranının yüzde 2,28,
  • Nem oranının yüzde 32,79

olduğu görülüyor.

Uzmanlara göre özellikle yüzde 64,38 seviyesindeki humik ve fulvik asit oranı dikkat çekici bulunuyor. Akademik çalışmalarda yüksek kaliteli leonarditlerde bu oranın genellikle yüzde 40 ile yüzde 90 arasında değiştiği belirtiliyor.

Leonardit Neden Bu Kadar Önemli Görülüyor?

Uzmanlara göre leonarditi stratejik hale getiren temel unsur, toprağın biyolojik yapısı üzerindeki etkisi.

Bilimsel değerlendirmelere göre yüksek humik asit:

  • Toprağın katyon değişim kapasitesini artırabiliyor,
  • Besin elementlerini bağlayıp kontrollü salınım sağlayabiliyor,
  • Mikrobiyal yaşamı güçlendirebiliyor,
  • Kök gelişimini destekleyebiliyor,
  • Toprakta karbon tutulmasına katkı sunabiliyor.

Özellikle kuraklık riskinin büyüdüğü bölgelerde su tutma kapasitesini artırabilmesi, leonarditi iklim krizine karşı önemli araçlardan biri haline getiriyor.

İklim Krizi ve Leonardit İlişkisi

Son yıllarda leonardit yalnızca “verim artırıcı” bir materyal olarak değil, aynı zamanda iklim değişikliğine uyum aracı olarak da değerlendiriliyor.

Türkiye’de özellikle:

  • İç Anadolu,
  • Güneydoğu Anadolu,
  • Ege,
  • Akdeniz havzaları

artan sıcaklıklar ve azalan yağış nedeniyle yüksek kuraklık riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

Uzmanlara göre iklim değişikliğiyle birlikte:

  • Toprak organik maddesi azalıyor,
  • Buharlaşma artıyor,
  • Tarımsal su ihtiyacı yükseliyor,
  • Verim dalgalanmaları büyüyor,
  • Toprak biyolojisi zayıflıyor.

Teknik analizler ise leonarditin toprağın su tutma kapasitesini ciddi ölçüde artırabildiğini ortaya koyuyor. Bazı saha çalışmalarında humik asit uygulanan alanlarda toprağın nem tutma kapasitesinin belirgin şekilde yükseldiği belirtiliyor.

Üniversite Araştırmaları Ne Diyor?

Türkiye’de birçok üniversite leonardit üzerine kapsamlı çalışmalar yürüttü.

Uludağ Üniversitesi Araştırması

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin taze fasulye üzerine yaptığı araştırmalarda:

  • Sıvı leonardit uygulamalarında yüzde 45 ila yüzde 216,
  • Katı leonardit uygulamalarında ise yüzde 91 ila yüzde 286

oranında verim artışı gözlendiği bildirildi.

Araştırmalarda ürün kalitesinde de iyileşme kaydedildiği ifade edildi.

Bingöl Üniversitesi Çalışmaları

Bingöl Üniversitesi’nde yapılan çalışmalarda leonardit ile kimyasal gübrelerin birlikte kullanımının mısır ve domates üretiminde olumlu sonuç verdiği belirtildi.

Araştırmalara göre leonardit:

  • Azot kullanım verimliliğini artırıyor,
  • Fosfor alımını kolaylaştırıyor,
  • Potasyum dengesini destekliyor.

GAP Bölgesi Çalışmaları

GAP Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi’nin saha denemelerinde ise leonardit uygulanan alanlarda:

  • Toprak neminin arttığı,
  • Organik madde miktarının yükseldiği,
  • Penetrasyon direncinin düştüğü,
  • Kök gelişiminin güçlendiği

tespit edildi.

Türkiye Gübrede Neden Dışa Bağımlı?

Teknik analizlere göre Türkiye, kimyasal gübre hammaddesinin yaklaşık yüzde 95’ini ithalat yoluyla karşılıyor. 2023 yılında gübre ithalatı için yaklaşık 2,38 milyar dolar ödeme yapıldığı belirtiliyor.

Uzmanlara göre leonardit doğrudan kimyasal gübrenin yerine geçmese de:

  • Gübre kullanımını azaltabiliyor,
  • Topraktaki mevcut besinleri aktif hale getirebiliyor,
  • Verim kaybını azaltabiliyor,
  • Toprak biyolojisini destekleyebiliyor.

Bazı teknik hesaplamalarda leonardit kullanımının yaygınlaşması halinde yıllık yüz milyonlarca dolarlık dövizin ülkede kalabileceği ifade ediliyor.

Piyasadaki Her Ürün Aynı Değil”

Enver Abdullah Baltaş’ın dikkat çektiği önemli başlıklardan biri de kalite farkları.

Araştırmacıya göre piyasada “leonardit” adıyla satılan her ürün aynı içeriğe sahip değil.

Uzmanlar çiftçilerin mutlaka:

  • Analiz raporu istemesi,
  • Humik ve fulvik asit oranlarını incelemesi,
  • Organik madde seviyesine dikkat etmesi,
  • Ağır metal analizlerini kontrol etmesi,
  • Kireç oranlarını değerlendirmesi

gerektiğini vurguluyor.

TKİ-HÜMAS ve Kamu Projeleri

Leonardit yalnızca özel sektörün değil, kamu kurumlarının da gündeminde yer alıyor.

Türkiye Kömür İşletmeleri’nin geliştirdiği TKİ-HÜMAS projesi kapsamında yerli hammaddeden sıvı humik asit üretimi gerçekleştiriliyor.

Teknik raporlara göre:

  • 3,9 milyon litreyi aşan üretim yapıldı,
  • Yıllık kapasite artırıldı,
  • Organomineral gübre yatırımları planlandı,
  • Türkiye’nin 40 ilinde saha uygulamaları başlatıldı.

Türkiye Bu Potansiyeli Stratejik Güce Dönüştürebilir mi?

Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda yalnızca enerji değil; sağlıklı ve verimli toprak da ülkelerin stratejik güvenlik başlıklarından biri olacak.

Kuraklık, su krizi, iklim değişikliği ve üretim maliyetlerindeki baskı nedeniyle organik madde açısından güçlü toprakların önemi her geçen yıl artıyor.

Türkiye ise milyarlarca tonluk leonardit rezerviyle bu alanda dikkat çeken ülkeler arasında gösteriliyor.

Enver Abdullah Baltaş’ın yıllardır sürdürdüğü saha çalışmaları, yaptırdığı analizler ve gündeme taşıdığı tartışmalar ise leonardit konusunu yeniden Türkiye tarımının en önemli başlıklarından biri haline getirmiş durumda.

Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak temel soru ise şu:

Türkiye, elindeki bu doğal kaynağı bilimsel, şeffaf ve sürdürülebilir bir modelle gerçekten stratejik avantaja dönüştürebilecek mi?

Kaynaklar: Üniversite araştırmaları, teknik analiz raporları, TKİ verileri, saha analizleri ve leonardit üzerine hazırlanan akademik çalışmalar

 

Devamını Oku

Milli Gurur Teoman Yıldırım’dan Avrupa Şampiyonluğu

Milli Gurur Teoman Yıldırım’dan Avrupa Şampiyonluğu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk sporunun yükselen yıldızlarından milli bilek güreşçisi Teoman Yıldırım, Avrupa arenasında elde ettiği tarihi başarıyla Türkiye’ye bir kez daha büyük gurur yaşattı. Bu yıl Macaristan’da düzenlenen Avrupa Bilek Güreşi Şampiyonası’nda gençler kategorisi sağ kol ağır sıklette mücadele eden başarılı sporcu, tüm rakiplerini geride bırakarak Avrupa Şampiyonu oldu.

Henüz genç yaşına rağmen ortaya koyduğu disiplin, mücadele azmi ve kararlılığıyla dikkat çeken Teoman Yıldırım, son yıllarda Türk bilek güreşinin en önemli isimlerinden biri haline geldi. 2024 yılından bu yana milli formayla ülkemizi temsil eden başarılı sporcu, kariyerine iki Avrupa Şampiyonluğu ve bir Dünya Şampiyonluğu sığdırarak adını uluslararası spor camiasına altın harflerle yazdırdı.

Macaristan’daki şampiyonada gösterdiği üstün performans ise yalnızca fiziksel gücün değil; inancın, emeğin ve mental dayanıklılığın da bir göstergesi oldu. Rakiplerine karşı sergilediği özgüvenli mücadele, tribünlerden büyük alkış aldı. Türk bayrağını Avrupa kürsüsünün zirvesinde dalgalandıran genç sporcu, İstiklal Marşı’nı tüm salona dinleterek duygu dolu anlar yaşattı.

Şampiyonluk sonrası açıklamalarda bulunan Teoman Yıldırım, başarının tesadüf olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Azimle çalışıldıktan sonra aşılmayacak hiçbir engel yok. Bu başarı uzun ve zorlu bir emeğin sonucu. Her zaman ülkemi en iyi şekilde temsil etmek için mücadele ediyorum.”

Başarılı milli sporcu ayrıca, bu süreçte kendisine destek olan ailesine ve Türkiye Bilek Güreşi Federasyonu yetkililerine teşekkür ederek, elde edilen başarının ekip ruhuyla mümkün olduğunu vurguladı.

Şimdi gözler yıl içerisinde düzenlenecek Dünya Şampiyonası’na çevrildi. Avrupa’da zirveye çıkan Teoman Yıldırım’ın, dünya arenasında da yeniden Türk bayrağını göndere çektirmesi bekleniyor.

Türk sporunun yeni nesil temsilcileri arasında gösterilen genç şampiyon, sadece kazandığı madalyalarla değil; çalışkanlığı, disiplini ve örnek karakteriyle de gençlere ilham vermeye devam ediyor.

Devamını Oku

Türk Tekvandosunun Altın Kızı Avrupa’yı Fethetti

Türk Tekvandosunun Altın Kızı Avrupa’yı Fethetti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk sporunun son yıllarda yetiştirdiği en dikkat çekici genç yeteneklerden biri olan Elif Sude Akgül, Avrupa’da elde ettiği tarihi başarıyla milyonlara gurur yaşattı. Henüz 20 yaşında olmasına rağmen büyük bir olgunluk, disiplin ve mücadele ruhuyla mindere çıkan milli sporcu, Almanya’da düzenlenen Avrupa Büyükler Tekvando Şampiyonası’nda kadınlar 49 kiloda altın madalyaya uzanarak Avrupa Şampiyonu oldu.

Ay-yıldızlı forma altında çıktığı her karşılaşmada sadece rakipleriyle değil, yılların emeğiyle, fedakârlıkla ve büyük beklentilerle mücadele eden genç sporcu, şampiyonluk yolunda Avrupa’nın önemli isimlerini birer birer geçerek adını zirveye yazdırdı.

Şampiyona boyunca üstün bir performans sergileyen Elif Sude Akgül; son 16 turunda Portekizli Matilde Ferreira’yı, çeyrek finalde Andorralı Naiara Linan Pardo’yu mağlup etti. Yarı finalde ise Avrupa tekvandosunun en güçlü isimlerinden biri olarak gösterilen İspanyol sporcu Adriana Cerezo Iglesias karşısında ortaya koyduğu mücadeleyle dikkatleri üzerine çekti. Finalde Sırp rakibi Andrea Bokan’ı 2-1 mağlup eden milli sporcu, altın madalyaya uzanarak Avrupa’nın en büyüğü olmayı başardı.

Bu zafer yalnızca bir şampiyonluk değil; Türk gençliğinin azimle neler başarabileceğinin de güçlü bir göstergesi oldu.

Ordu’dan çıkarak Avrupa’nın zirvesine ulaşan Elif Sude Akgül’ün başarı hikâyesi aslında yıllardır süren büyük bir emeğin ürünü. Milli sporcu, 2025 yılında Çin’de düzenlenen Dünya Tekvando Şampiyonası’nda henüz 19 yaşındayken dünya ikincisi olarak gümüş madalya kazanmış ve uluslararası spor camiasının dikkatini üzerine çekmişti. O gün “geleceğin şampiyonu” olarak gösterilen genç sporcu, bugün artık Avrupa’nın zirvesinde yer alıyor.

19 yaşında dünya ikinciliği…

20 yaşında Avrupa Şampiyonluğu…

Bu başarılar, Elif Sude Akgül’ün yalnızca bugünün değil, geleceğin de en önemli sporcularından biri olacağını gösteriyor. Disiplini, çalışkanlığı ve milli forma sevgisiyle genç sporculara ilham veren başarılı tekvandocu, Türk sporunun umut veren yıldızları arasında gösteriliyor.

Şimdi ise gözler yeni hedefte:

Olimpiyat madalyası…

 

Avrupa ve dünya arenasında elde ettiği başarıları olimpiyat kürsüsüyle taçlandırmak isteyen genç şampiyon, çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Türkiye ise mindere her çıktığında yüreğini ortaya koyan Elif Sude Akgül’ün yeni zaferlerini heyecanla bekliyor.

Çünkü bazen bir sporcu yalnızca madalya kazanmaz…

Bir millete umut olur.

Devamını Oku

ÖZBEKİSTAN VE TÜRKİYE’DEN AKADEMİK GÜÇ BİRLİĞİ: “AKADEMİDE KADIN” ÇALIŞTAYI İSTANBUL’DA DÜZENLENDİ

ÖZBEKİSTAN VE TÜRKİYE’DEN AKADEMİK GÜÇ BİRLİĞİ: “AKADEMİDE KADIN” ÇALIŞTAYI İSTANBUL’DA DÜZENLENDİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İSTANBUL – Türk dünyasının iki köklü devleti Türkiye ve Özbekistan arasındaki akademik ve kültürel bağlar, kadın akademisyenlerin öncülüğünde güçlenmeye devam ediyor. İlki 17-19 Aralık 2025 tarihlerinde Buhara’da gerçekleştirilen “Türkiye’de ve Özbekistan’da Akademide Kadın” çalıştayının ikinci ayağı 11 Mayıs 2026 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ev sahipliğinde yapıldı.

İTÜ Maden Fakültesi Prof. Dr. İhsan Ketin Salonu’nda düzenlenen program; İTÜ Bilim, Mühendislik ve Teknolojide Kadın Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kadın Akademisyenler Derneği (TÜRKKAB), Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliği (Umay Ana TDKB), “Ebedî Miras” Özbekistan Kültürü ve Sanatı Tanıtım Merkezi, Özbekistan Kültür ve Dayanışma Derneği ve Türk Halkları Konseyi paydaşlığında gerçekleştirildi.

Açılış oturumuna Özbekistan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Sherzod Abdunazarov da katılarak iki ülke arasındaki eğitim diplomasisinin önemine dikkat çekti. Kadın Akademisyenler Derneği ve Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliği Başkanı Prof. Dr. Muallâ Uydu Yücel iki ülkenin yükseköğretim sistemindeki kadın temsili ve ortak eğitim vizyonu hakkında bilgi verdi. Uydu Yücel aynı zamanda bu bilimsel programın bir bilgi paylaşım platformu olmanın ötesine geçerek köklü bir geçmişe sahip olan kardeş coğrafyalar arasındaki bağları doğrudan kadın akademisyenler gözünden modern akademik metotlarla perçinleyen bir “ilk” olma vasfını taşıdığının altını çizdi. Uzmanlar, Buhara’dan İstanbul’a uzanan bu akademik köprünün, Türk dünyasının bilimsel kalkınmasındaki önemini vurguladı.

ÇALIŞTAYDA MASAYA YATIRILAN TEMEL KONULAR

Toplam 3 oturum halinde düzenlenen çalıştayda yükseköğretimde kadın meselesi şu temel çerçevede ele alındı:

Akademik Karşılaştırmalar: Türkiye ve Özbekistan’daki üniversitelerde kadın akademisyenlerin sayısal verileri, bölümlere göre dağılımları ve yönetim kademelerindeki temsil oranları karşılaştırılarak analiz edildi.

Cam Tavan ve Fırsat Eşitliği: Her iki ülkede kadınların akademik kariyer basamaklarını tırmanırken karşılaştıkları sosyo-kültürel bariyerler ve bu bariyerleri aşmaya yönelik devlet politikaları tartışıldı.

Bilim ve Teknoloji (STEM): Özellikle İTÜ’nün ev sahipliği vizyonuyla, mühendislik ve temel bilimler alanında kadın araştırmacıların teşvik edilmesi ve ortak AR-GE projelerinin geliştirilmesi vurgulandı.

 

 

Devamını Oku